TÜRKMENELİ BÖLGESİ

Irak'ta Türkmen Tarihi

(Araştırma)

Birinci ünite

1.Türkmen kimdir.
2.Türkmen adın anlamı.
3.Türkmen boylarının ad ve yurtları.
İkinci ünite

1.Irak'ta Türkmenlerin tarihi kökeni
2.Irak'ta Türkmen varlığın ilk tarihi başlangıçları.
3.Buveyhi devleti döneminde Türkmenler.
4.Selçuklar döneminde Türkmenler.
5.Musul'da atabeylik devleti.
6.Erbil beylik atabeyliği.
7.Kerkük'te kapçak beyliği.

Üçüncü ünite
Irak'ta bağımsız Türkmen hükümetleri.
1.Celayir hükümeti.
2.Karakoyunlu devleti.
3.Akkoyunlu devleti.
4.Irak'ta safevi devleti.
5.Moğol döneminde Türkmenler.
6.Osmanlı yönetim döneminde Türkmenlerin Irak'a girmeleri.

Dördüncü ünite:

1.Türkmenler Irak'ın yeni ve çağdaş tarihinde.
2.Irak'ta Türkmenlerin yerleşim bölgeleri.
3.Nüfusları.

Önsöz
Türkmenler Irak halkı'nın bir bölümüdür. Irak'ın diğer halkları gibi şan ve yiğitlik dolu bir tarihe asil ve şanlı bir kültür'e ve dedelerden oğullara taşınan ulusal bir mirasa sahiptirler. Ama bir çok nedenden dolayı yeterli önemi göremeyen Türkmen tarihi dolayısıyla sosyal, siyasi ve ekonomi yönden de desteklenmediğinden araştırmalar konusunda yeterli ilgiyi görmemiştir. Ayrıca Türkmen ulusçuluğu varlık ve kimliğinin ispatlaması konusunda da tarih boyu hüküm süren güçler sayesinde değişik insanlık dışı durumlarına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Türkmen ulusçuluğu h. 54 yılında basra'da yerleşme dönemine ait bir geçmişe sahiptir. Ancak Irak tarihi boyunca hep ırkçı siyasette maruz kalmıştır. İki milyondan fazla Türkmen vatandaşını yok etmeyi amaçlayan bu siyaset, hazırlanmış planlara dayanarak bastırma, soykırım, zorunlu göç gibi uygulamalarla a Türkmen z sayılmayan köyleri yok edip kalanları da araplaştırmıştır. Irak'taki Türkmenler, milli tarih ve kimliklerini çirkinleştirmekten uzak tutup Iraklı kimliklerini açıklayan uzman incelemelerine ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısı ile tarihin derin denizlerine dalarak tarihte Türkmenlerin gerçek ve sabit rolünü açıklamalıyız. Bunun için de davamızı destekleyip de varlığımızı kanıtlayan belgeler bulunsun diye Irak Türkmenleri adlı araştırmamızı hazırladık. Araştırmamız üç üniteden oluşmaktadır.

Birinci ünite: Türkmen adı hakkında verilen görüşler ve Türkmen boylarının yöre ve adlarını arz ederek Türkmenlerin aslının araştırılması.

İkinci ve üçüncü üniteler: Tarihi aşamalar içerisinde Irak'ta Türkmen varlığı.

Dördüncü ünite: Yeni çağda Irak'ta Türkmen tarihi ve Irak'ta Türkmenlerin yerleşim ve nüfusları.
Bu incelemenin amacı bilimsel gerçeklere dayanarak Irak'ta 1000 yıldan daha fazla geçmişe sahip Türkmenlerin tarihi gerçeklerini açıklamaktadır.


***

Birinci ünite

1.Türkmen kimdir?

Türkmenler orta asya'da yerleşen bir Türk kavmidir. Türkmen adını MÖ. 11nci yüzyıldan bu yana kullanmışlardır. Önce farsça olan toplu (Türkmanend) biçiminde kullanmışlardır. Bu şekille de fars tarihçisi olan (kalgırdizi)'nin kitabında yer almıştır. Ayrıca abu el-fazıl el-behkıy (oğuz) anlamına gelen Türk lafını tüm yazılarında kullanmıştır.

Orhun kitaplarında menğolya'da oturmaya alışan oğuzlar'ın m.8nci yüzyıl döneminde o yörelerde yaşadıkları yazılmıştır. Doğuda Türkmenleri anan ilk kişi ise tungatin idi. Çin bilgini (tükümeng) biçiminde Türkmenlerden bahsetmiştir. Tungatin rivayetinde şöyle söylüyor (tükümeng) sektek diyarı yani şimdiki diyarın diğer bir adıdır ve bu diyar hıristiyanlar döneminin başlangıcında doğudan başlayıp m.10ncu yüzyılında oğuzların ana yurdu olan siham ırmağının aşağı akımına kadar uzanırmış. Ayrıca hers de alman bavyera bilginler akademi toplantısında buna işaret etmiştir. Türkmen arap coğrafya musanniflerine ait olan mukaddesi kitabında da Türkmen adı kayıt edilmiştir. Türkmen kelimesi kaşgarlı mahmut döneminden bu yana kullanılmıştır. Ayrıca farsça yaygın olan Türkmen'de yani Türk'e benzer deyimi de ortaya çıkmıştır. Türkmenlerin batı asya'da yayılmasına dair bir bilgi istendiği zaman m.11nci yüzyılında meydana gelen olaylardan dolayı selçuk oğulları hakkında yazınlara bakabiliriz. Ayrıca şimdi orta asya'da yaşayan Türkler dikdörtgen başları ile bilinirlerdi. Nedeni de orta asya'da yaşayan iranlı hakları ile kaynaşmalarındandır. Doğulaşan (partulu) çin kaynaklarına dayanarak şöyle söylemiştir. Hazar denizden çin sınırlarına kadar uzanan yerde üç Türk halkı bulunmaktadır.

A.El-gaz:hazar denizinden (sirdarya) ırmağının orta akımına kadar uzanan yerde yerleşmişlerdir.

B.El-karluk:yirmi gün yaya süresi (kırınağane)'nin doğusuna düşen yerlerde yerleşmişlerdir.

C.El-seğir oğuz (otukas oğuzlar): (karluk) topraklarının sınırlarından başlayıp çin'e kadar uzanan yerlerde yerleşmişlerdir.

Yukarıdaki bilgilere dayanarak (el-gaz ve karluk) kabileleri, hazar denizi civarındaki geniş yerlerden, şirdarya ırmağının akım ortalarından ve yirmi gün yaya süresi ile kırnağa'nın doğusunda yaşayan insanlara Türkmen adı verilmiştir. Ebu sait de söylüyor Türkmenler, selçuk oğulları döneminde rum'u fetih eden Türklerin büyük bir neslidir. Ekleyerek söylüyor, mezopotamya ve horasan'da yerleşip İslam'ı din bilen daha sonra anadolu, Irak ve orta doğu devletlerine akım yapan Türkmenler, oğuz Türkmenlerindendir. Türk dallarının en görgülü dalı olup tarihte en büyük imparatorluk sayılan selçuk ve osmanlı imparatorluğunu kurmuşlardır.

2.Türkmen adının anlamı

Türkmen adı hakkında birbirinden ayrı bir çok görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan ebu fida şunları söylemiştir. Türkmenlerin bu adı almasının nedeni horasan ve mezopotamya Türkleri müslüman olduktan sonra tercüman diye adlandırıldılar. Çünkü bu cemaat arap fathileriyle müslüman olamayan Türkler arasında tercüman olarak çalışıyorlardı. Bu ünvan değiştirilerek zamanla Türkmen olmuştur. Ayrıca derbülü söylüyor : oğuz han'a mensup olan bazı oymaklar horasan batısına göç ederek orada yerleşti ve babaları döneminden kalan sert şiveyi kullandıklarından dolayı horasan halkı tarafında Türk'e benzer adını aldılar. Rus partold da bu konuda:Türkmen adı aslı meçhul olan bir kelimedir ilk defa m.10ncu yüzyıla ait olan kitaplarda kullanılmaya başlanmıştır demiştir. Tarih uzmanı dr. Faruk somer'e ait bir görüşte: m.10ncu yüzyılda İslam devletleri ile ticari ilişkiler sonucu müslüman olan oğuz oymaklarının çoğuna Türkmen adı verilmiştir. Bu ad geliştirilerek iki çağdan sonra oğuz adı yerine kullanılmıştır. Türk tarihçisi yılmaz öztuna ise; müslümanlar, Türkmen adını müslüman oğuz Türklerine vermişlerdir. Ayrıca bu kelime m.11nci yüzyılda oğuz adının eş anlamı olarak göçebe oğuz kabilelerine de verilmiştir. Belki de ibn-i kesir ve mehmet neşri'nin söylediği gibi Türkmen (Türk ve dinlerden) oluşan birleşik bir kelimedir. Ayrıca Türk musanniflerinden olan hüseyin hüsamettin görüşünü açıklayarak şöyle söylüyor; (man) büyüklük ihtişam anlamına gelir. Böylece genel anlamı büyük Türk olur. Önemli olan diğer görüşler ise Türk dil bilgisi kurarlarına dayanarak, men-man adetleri Türkçe'de büyüklük, sonsuzluk, çokluk ve saflık anlamına geliyor. Kısaca birleşik turkmanend kelimesi (asil Türk) yada (safkan Türk) anlamına gelir. Necip asım fira ise şöyle söylüyor; Türkmen kelimesi (Türk+man) dan oluşmuş olup Türk adamı yada Türk savaşçısı anlamına gelmektedir.

3.Türkmen boylarının ad ve yurtları

Oğuz boylarının tekil ismi daha eski bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bunlardan mahmut kaşfir kitabında "salur yerine salgır ve yazir yerine yazgir" gibi ifadelere yer vermiştir.. Bu boyların sayısı ise reşiddedin fazıl el-hemezani'nin kitabında ortaya çıktığı gibi 24 boydur. Ama mahmut kaşfir'in kitabında bu boy adlarının sadece 21 tanesi gözükmektedir. Kalan üç boy'dan ise reşideddin, birli, korik ve kakın biçiminde bahsetmektedir. Böylece reşideddin fazil el-hamezani tarafından anılan boy adı 24 tanedir. Bu sayıyı birçok Türkmen efsaneleri ortaya çıkarmıştır. Mahmut kaşfiri'ye göre ise 21 boydur. Aslında bu boyların sayısı 24 boydur ama İslamdan önce diğer boylardan üç boy ayrılarak boğaz halkını oluşturulmuştur. Türkmen adı moğol döneminde oğuz adı yerine kullanılmıştır. Oğuz kelimesinin m.12nci yüzyılda kullanması fazla yaygın idi. Reşideddin veya mahmut kaşfiri bu boyların yurtları hakkında hiçbir bilgi vermemişlerdir.

Tak-yak ve yazgır yada yazırhım boyları h.6 yüzyıl sonunda belirli yurdu olan en eski boylardandır ve konut yerleri balkan doğusundadır. Oğuz topluluklarından olan Türkmenler Irak'a girdikten bu yana 22 boya ayrıldılar. Bu boylar da (kınık, kıyığ, bayındır, rafa, silferi, afşar, bekitla, bekder, bayat, yezgir, aymer, kırablık, akder, eked, tutraka, avleyin, dilğ, tükır, bıcık, guldu, cepni ve çırıklığ).

Ebu battuta ise osmanlılar Türkmen adı ile söylenmiştir. Halim el-zahiri'de (h.9) m.15. Yüzyılda (bıroklimat arap edebiyat ve tarihçisi) kitabı için gazze'den diyarbakır'a kadar memlükler imparatorluğunda yaşayan Türkmen boyları adını bir bir yazıdan almıştır. Diyarbakır bölgesindeki dulkadir boyu da halil el-zahiri'nin andığı gibi Türkmen boylarından siyasi varlığa sahip olan tek boydur. Gerçekten asya batısında akkoyunlu ve karakoyunlu devletleri hariç diğer Türkmen devletlerinin hiçbir siyasi rolü olmamıştır. Ayrıca moğol dönemine kadar eski put tapanlığını koruyan orta asya'daki Türk halklarından olan Türkmen boylarınında bir rolü vardı. Ama bu boyların kalkınması diğer geçebe uluslar gibi tekil kişiler çabasına dayandığı için adları geçmemiş örneğin saek. Oymağı ki halen 1651 yılında öldürülen komutanlarının adına dayanarak kendilerine bir ad vermişlerdir. Irak'taki Türkmenler Türk boylarının bir karşımıdır. Özellikle oğuz ve el-gazi boylarının. Bu boylar sayısız dalgalar şeklinde değişik dönemlerde kazvin denizi ile batı çin sınırları arasına düşen orta asya'dan gelmişlerdir. Ayrıca milletler komisyonu tarafından musul vileyetinin dönüşünü incelemek için verilen raporlara dayanarak m.11 yüzyılda çihon ırmağını aşıp İslam'i bilen Türkler, Türkmen adını almışlardır.

İkinci ünite
1.Irak'ta Türkmenlerin tarihi kökeni

Büyük sultani yolu üzerine düşen ve Türkçe konuşan köy ve şehirlerin halkı Türkmen ırkından olan Irak halkı olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca kerkük maddesi başlığı altında İslam bilginler dairesinde şöyle yazılmıştır.

Bu Türklerin varlığı belki de osmanlı fethinden önceye dayanır. Ama asılları m.9ncu yüzyılda abbasi halifeleri tarafında kurulan Türk garnizonlarına (1037-1187) yılında selçuk sultanları, (1117-1197) yılında Irak selçukları yada (1114-1232) yılında erbil'deki bektekin atabeyliği dönemlerinde yapılan hicret hareketlerine dayanmaz. Buralarda yaygın olan sünni mezhebini görüyoruz. Özellikle osmanlı döneminde iki merkez olan kerkük ile kifri ve erbil'den daha yakın olan altınköprü şehirlerinde Iraklı tarihçi Irak'taki Türkmen varlığını aşağıdakilere dayandırıyor:

A.Anadolu'dan Irak'a büyük selçuk oğullarının gelişi.

B.Timurlenk eline geçen 100,000 Türk tutsağın torunları.

C.Sultani yolunu korumak için 1512-1566 yılında birinci sultan selim (yavuz) ve birinci kanunu süleyman döneminde gelenler.

D.1502-1524yılında şah ismail el-safevi tarafından Irak işgali esnasında askeri garnizon olarak toplanan azerilerin torunları.

E.Son olarak bazı incelemelerde, 1730-1747 yılında (nadir şah) tarafından inşa edilen azeri garnizonlara yerleştirilenlere dayandığı söyleniyor.

2.Irak'ta Türkmen varlığın ilk tarihi başlangıçları:

bazı tarihçiler Irak'a Türkmenlerin gelişini şöyle anlatılar. Türkmenler Irak'a büyük topluluklar halinde hicret etmişlerdir. Bu hicret horasan'a vali olarak gelen "übeydullah bin ziyat" döneminde yani h.54 yılında geçekleşmiştir. Bu dönemde müslümanlar ordusu (orta asya)'da kıncari ve semerkant gibi Türk diyarlarında İslam dinini yaymaya başlamıştır. Ünlü tarihçi tabari şöyle söylüyor, übeydullah h.54 yılının rebiü-evvel ayında, cihon ırmağı yolu, necari sonra bekend bölgelerine saldırılarda bulunmuştur. Türkmenler'de (kabeç hatun) kraliçesinin komutanlığında şiddetli bir savunma yaparak yiğitlik ve silahları iyi kullanma yeteneklerini sergileyerek übeydullah'ı hayran bIrakmışlardır. Übeydullah da sonunda işlerinden 2000 okçu ve savaşçı seçip Irak'a göndererek basra'da yerleşmelerini sağlamıştır. Bu savaşçıları da übeydullah basra'daki Irak limanına yapılan dış saldırılara ve yemen'de isyan eden oymakları bastırmak amaçları ile kullanmıştır. Ayrıca bu Türkmenler, araplarla karışıp kuran'i kerim'in dili olan arapça'yı öğrenmişler ve allah'ın rızası için İslam düşmanları ile savaşmaya başlamışlardır. Yazılı belgeler, übeydullah bin ziyat'ın, Türkmenleri askeri yerlere girdirip basra'daki Irak limanını kurmak ve iç isyanını bastırmak gibi işlerinde kullanan ilk arap önder olarak belirtirler. İbni hırdazebe şöyle söylüyor, übeydullah bin zahir horasan'a vali olduğu dönemde halifenin isteği üzere Türkistan'ın değişik yerlerinden yılda 2000 Türkü Irak'a gönderirdi dolayısıyla büyük sayıda Türk Irak'ta yerleşip Irak halkı ile kaynaşmış oldu. Böylece Irak'a Türkmen hicreti askeri nedenlerden dolayı devam etmiştir. Daha sonra Irak'ta yerleşip ticaret, sanayi, ziraat ve siyaset gibi değişik işlerde çalışmışlardır. İşlerinde emanet ve katkısızlık olan Türkmenler emevi devletin ilgisini çekip büyük bir kısmı orduda önemli askeri görevler işgal etmiştir. Sonuçta Türkmenler Irak'ta, emevi döneminden bu yana Irak ve arap tarihinde önemli bir rol almıştır. Ayrıca tabari şöyle söylüyor. Yezit h.132 yılında bir çok ay süren kuşatmadan sonra vasıt şehrinde cafer-el mansur'a tam 2300 Türk'ü ele geçirmiştir. Türkler, emevi ordusuna hizmet edip bir çok önemli makamlar işgal etmişlerdir. Abbasi döneminde ise bilgiç mustafa cevat şöyle söylüyor; "emevi liderleri Türkleri kendilerine yakın ettiği gibi abbasiler de öyle yapıp propagandaları Türkistan ve orta asya gibi Türk diyarına yetişmiştir. Ayrıca tarih sayfalarında anıldığı gibi emevi devletinin dağılması sonucunda Irak'ı fetih eden ordunun çoğu Türk ve horasanlılardan oluşurdu. Böylece Türkler bir birini takip eden dalgalar şeklinde Irak'a girip abbasilerin çatısı altına girerek Irak halkı ve Irak'ta olan Türkler kaynaşmışlardı. H.145 yılında halife ebu cafer el- mansur (bağdat) şehrini yapıp devletine başkent olarak tanıdıktan sonra Türklere de özel konut yerleri tahsis etmiştir.

Mansur şehri dört mahallerden oluşmakta idi. En önemlisi el-harbiye mahallesi ki adı Türk halkına mensup olan harp bin übaydullah'a dayanırdı. Harp bin übeydullah'ı kendine yakın eden el-mansur bağdat polis teşkilatının yönetim görevini ona verdi ve daha sonra aynı görevi musul'a taşındıktan sonra aldı. Ayrıca el- harbiye halkının çoğu Türk ve farslar'dan oluşurdu. Halife harun el-reşit de Türklerin harbi yeteneğinin farkına varıp kendi ordu ve bekçi teşkilatına almıştır. Abbasiler tarihine de bakıldığında Türkmenlerin ne kadar önemli makamları işgal ettikleri görülmektedir. Ayrıca abbasilerin sekizinci halifesi olan mutassam'ın yirmi Türk okçusu vardı. Böylece Türklerin Irak halkı ile yaşam, muamele ve hayatın diğer işlerinde ne kadar kaynaştıkları gözlenmektedir. Türklerin abbasi devletinin tarihinde çok önemli ve hassas rollerı vardı. Hepsi şan dolu ve yurt edindikleri vatana karşı hizmet dolu idiler. Ayrıca tarih bu vatandaşların katıksız ve vefa dolu rollerini bahsederek anıyor. Abbasi halifesi olan harun el-reşid'in oğlu mamun'e ait bekçilerin çoğu Türkmenlerden oluşurdu. Bilgiç şeyh mehmet rıza el-şebibi Irak'ın tarihçesi ibin el-kuti adlı kitabında şöyle söylüyor; mezopotamya, sa'ad, el-şaş, asrusane ve el-sahaniyan Türklerinin başlarındaki şehzadeler İslam'ı din edinmeye gayret etmişlerdir. Mamun h.218 yılında vefat ettikten sonra kardeşi mutassam hilafeti almıştı. Görev başına geçen mutassam devlete mamun hilafeti döneminde yapılan bir çok devrim ve görevleri bastırmalı idi. Mutassam, hilafet başlangıcında, karşı karşıya kaldığı bu devrimleri bastırmak ve güveni sağlamakta ordunun ne kadar önemli olduğunu ona anlattı. Çünkü ordu halifeler elinde temel bir unsur gibi idi. Ama mamun ile kardeşi emin arasında olan çekişme ve meydana gelen olaylar ortaya ayrılık çıkmasına neden oldu. Mamun oğlu abbas da hilafeti istediğinde ordu'ya yönelik isteğini pekiştirdi. Mutassam da bu hareketi bastırması için bir güç kaynağı aramaya başlamıştı. Bu kaynak da Türkler olmuştu. Ayrıca birçok arap musannifleri Türklerin savaştaki yeteneklerinden bahsederek aralarında dedikodu ve kendini mala kaptırmayıp düşmanlara kahramanca saldıran" kişilerin bulunduğuna işaret etmişlerdir. Mutassam'ın Türklere bir başka önem verdiği biliniyor. El-yakubi şöyle söylüyor; mutassam, mamun zamanında semerkant'a özellikle Türkleri almaya getmişti. El-mesudi de şöyle söylüyor; mutassam Türkleri alıp çeşitli elbise ve altın takılarla süslerdi. Abbasilerin Türklere önem verme sebebi soylarına dayanırdı ve abbasi halifeleri devlete isyan eden oymakları bastırmak için Türkmenleri kuzey azarbeycan'ın çeşitli bölgelerinden getirip bağdat'a ve ona yakın olan bölgelere yerleştirmiştir. Geçen bilgilere dayanarak mutassam Türkleri kullanan ilk halife değildi. Çünkü krallık döneminde sayıları 4000 olan Türkler İslam'ı din bilip kral'ın özel korucusu olarak çalışlardı. Dolayısıyla halife mutassam büyük bir şekilde abbasi döneminde hicret ve yerleşmeleri durmayan ve sayıları artan Türklere itimat etti. Birleşme ve deneme aşamasında, Irak'ta Türkmenlerin yerleşmesi için uygun bir ortam yaratıp bu akınların diğer uluslar arasında erimesine neden olmuştur. Belki de bazı insanlar Türkmenleri m.1534 yılından bu yana Irak'ı yöneten osmanlı devletinin kalıntısı olduklarını sanırdı. Ama gerçek böyle değil çünkü Irak'ta Türkmen tarihi bundan daha uzak bir döneme dayanır. Ayrıca görüldüğü gibi Irak'ta Türkmen varlığı h.54 yılına dayanır. Irak'ta osmanlı varlığı ise h.941 yılına dayanır o takdire Irak'ta Türkmen varlığı ile osmanlıların girişi arasında tam 900 yıl vardır. Ayrıca tarihi olaylar, bazı araştırmacıların uydurduğu gibi Türkmenler osmanlı devletinin kalıntısı olmadığını pekiştirmiştir. Bağdat tarihine bir göz attığımız zaman Türkmenlerin yaptıkları büyük hizmetleri görebiliriz. Bunlardan ebu sait el-huvarızmi el-Türkmani tarafından yapılan ebu hanife imame okulu, mofakiya okulu, sultan camii okulu, zirek okulu ve murcaniye okulu. Bu da abbasi devleti tarihinde, Türkmenlerin ne kadar önemli bir rol oynadığına kanıttır.

3.Büveyhi devleti döneminde Türkmenler:

büveyih oğullarına mensup idiler. Söylendiği gibi (carrier) yük taşıyan olarak çalışan büveyih oğulları kazvin denizinin batı güney yönlerinde yaşayan deylem halkındandır. Büveyih oğulları bölgede olan hilafetin zayıflamasından faydalanarak ve çiftçilerinden yardım alarak deylem dağların üzerinde geçip daha sonra otoritesini gelişletip iran yaylasını da içine almıştır. Buveyh vefat etikten sonra üç oğlu sırasıyla hilafet'in başına geçmişlerdir. Bunlardan biri mu'az el-devel ki ordusu ile bağdat'a doğru yönlenip otoritesini eline alıp halifeyi sadece şekli vücut bIrakmış ve bazı yönetim güçlerini ele geçirmiştir. Orta doğudan olan beyliklerin, aralarındaki özel problemlerle meşgul olmaları buveyh oğullarına yol açmış Irak'ın ahvaz bölgesinden güneye doğru ilerleyip, daha sonra bağdat'ta girmesine izin vermiştir. Ama kuzey Irak'ı işgal etmesini başarmadılar. Çünkü hamadaniler, bizans ve diğer beyliklerle uğraşmasına rağmen buveyh oğulları akını durdurmayı başarmıştı. Ancak azadul devle musul'u ele geçirip hamadani beyliğini halep'te kuşatmıştır. Buveyh devleti oymaksal bir temelden oluşmuştur. Mülkleri ise oymağa aittir. Baba mirası en büyük oğluna kalır ama diğer kardeşlerin mülke karışma hakkı yoktur. İmadul devle en büyük oğludur. Mülkü sadece şirazdan oluşmuştur. Kardeşi rüknül devle'ye sulama işlerini vermiştir. Bağdat ise muizzül devle mülkünde idi. Ayrıca azadül devle yeniden atabeyliği birleştirmek amacı ile kardeşlerin mülküne el koyup kendine "şahnaşah" adını vermiştir. Vefatından sonra buveyh oğulları arasına ayrılıklar olmuştur. Gaztavin'in oğulları sulama işlerine el koydu. Buveyh oğulları kuvvetine ve Türklerden oluşan ordusuna güveniyordu. Ayrıca atlıların çoğu Türklerden oluşurdu. Buveyh oğulları abbasi halifeyi görevde bIrakmışlar mülk ve otoritesini elinden alıp ona sadece bir az yetki vermişlerdi. (örneğin savaş ilan etmesi ve dini işlerle uğraşması). Buveyh oğulları bağdat'a geldiğinde bağdat'ın durumu çok kötü idi ve bazı buveyh şehzadeleri bağdat'tan sonra önemli merkezler sayılan vasıt ve basra'da otuyorlardı. Buveyh oğulları mezhebe dayalı bir siyaset kullanarak kendilerine şii mezhebini seçtiler. Ayrıca bilindiği gibi azerbaycan'dan gelen Türkmenler şii oldukların için buveyh oğulları ile ilişkileri daha güçlendirilmiştir. Anlıdığı gibi Türklerin Irak'a hicret etmesi değişik zamanlarda kesilmeden davam etmiştir. Büveyh oğullarından olan muizzül deyle h.335 yılında bağdat'ı işgal etmeden 10 yıl önce, becke komutanlığında ve "tozun yoruf mehmet yanal" liderliğinde Irak'a çok sayıda Türk gitmiştir. Onları karşılayan "mehmet ibin raik" vasıt şehrindeki askerleri arasına almıştır. H.334 yılında bağdat'ta giren muizzül deyle'nin ordusu Türk ve deylemlerden oluşurdu. Ayrıca Irak'a gelen Türkler büveyh devletin dönemine kadar Irak'ın orta ve güneyini kendilerine yurt bilip içinde konut yerleri yapmışlardır. Özellikle samarra, musul, kerkük, erbil, tikrit ve diğer yerlerde ibin el- sirde şöyle söylüyor h.433 yılında Irak'a "Iraklı gaza" adı ile tanılan bir Türkmen akını yapıldı. Tarihi kaynaklarda bu Türkmenlerin aslının azerbaycan'dan Irak'a gelen balkan Türkmenlerinden olduğunu söylüyor. Başlarında ebu mansur süleyman ibni nasır bulunmaktadır. Irak'ta Türkmenlerin nüfuzu artıp, haberleri yayıldıktan sonra yine bir çok Türk boyları bağdat'a yönlenmeye başladı. Hatta h.350 yılında bir defada tam 200,000 Türk müslüman olmuştur.

4.Selçuklar döneminde Türkler:

önce selçuk oğulların geçmişini ve hangi boya mensup olduğunu bilmemiz gerekir. Mahmut kaşfiri el-coğrafi şöyle söylüyor; afganistan sınırlarını konut bilen Türkler o tarihte bölünmüşlerdi. Ayrıca tarihçiler selçukların mensup olduğu ve hu innekenu ile 24 boydan oluşan fezzat boyu arasında bir ilgi bulmaya çalışıyorlardı. Bunlar da m.ö. 1200 yılında çin batısındaki bölgeleri silip süpürdüler. Ama m.215 yılında çinliler tarafından yenilerek batıya doğru kaçıp avrupa kuzeyini silip süpürdüler. Daha sonra el-honyada el gaz adını alarak asya'da kalıp çoğaldılar ve m. 8nci yy. Başlarında arap fetihleri döneminde Türk adı ile bilinmişlerdir. Selçuk oğulları m. 689 yılında diğer gaz boyları ile birlikte mezopotamya diyarına girmişler ve m. 712 yılında orta asya'nın batısı üzerine tamamen gitmişler, daha sonra semekant'a doğru ilerlemişlerdir. Bu boyların bazıları bölgede sürekli şekilde oturmasını bilmelerine rağmen çadırlarda yaşamlarını ilerletip semerkant'ın iç ve çevrisinde yaz mevsiminde yerleşmeye başlamıştır. M. 10ncu yy.da aşağı sardarya ırmağının en canlısı gaz boyları olmuştur. Ayrıca selçuk oğullarının selçuklara mensup krallık sülalelerinden olduğu anılmıştır. Selçuk oğulları m. 956 yılında Türkistan ovalarından inip mezopotamya'da yerleştiler ve İslam dinini kabul eden selçuk oğulları güçlü şahsiyet ve istekleri ile etkin bir varlık kurmasını başarmışlardır. M. 1055 yılında tuğrul bey komutanlığında büyük bir Türkmen gaz akını Irak'a girmiştir. Tarihçi mustafa cevat onları işaret ederek şöyle söylüyor; selçuklular Irak toplumunda büyük bir role sahip idiler. Çünkü gaz adamları selçuk oğulları askerleri, Irak'a tek tek yada topluluklar halinde girmişlerdir. Belki de fetih döneminde akın şeklinde girip içinde kral gibi yaşamışlardır. Daha sonra Türkmenlerin Irak halkı ile karışıp görevleri yükselerek köyleri mülk edip musul, kerkük gibi bir çok atabeylikler kurmuşlardır. Bu atabeyliklerden mardin'deki artek oğulları atabeyliği ve çevresi, musul atabeyliği, erbil'deki küçük zeyneddin oğullarının atabeyliği, kerkük'teki kaftan oğulları atabeyliği, diyarbakır'daki arslan bamer atabeyliği, azerbaycan'daki dağ atabeliği, sirazuma'daki selferiye atabeyliği ve hamrin dağlarındaki ayukaye atabeyliği gibi ...

Atabeylik sistemin tanımı :

atabeylik Türk atabek kelimesinden alınan bir sözcüktür. Türkçe bir laf olan bu sözcük baba anlamına gelen ata ve şehzade anlamına gelen bek kelimesinden olmuştur. Toplam anlamı da şehzade baba oluyor. Bu lakabı da selçuk sultanları, çocuklarına eğitim veren kimselere takmıştır. Bu adla anılan ilk kişi de bakan nizam el-melik'tir. İslam dünyasında selçuk hükümdarları atabeyliklerle ün kazanmıştır. En önemlisi m.1128 yılındaki imadeddin zengi tarafından kurulan musul atabeyliğidir.

5.Musul'da atabeylik devleti :

ak senker bin abdullah'ın oğlu imadeddin zengi, sultan melik şah bin alparslan'ın arkadaşı idi. Alparslan'ın vefatından sonra sultanlık, oğlu melik şah'a geçmiştir. Melikşah ak senker ile arkadaşlığını koruyup kendine yakın ederek bir çok işlerinde ona itimat etmiştir. Makamı yükselip "devlet kasimi" lakabı ile anılan ak senker h.480 yılında halep, hamah, menbeç ve lazkıye'nin idaresini aldı. H.521 yılında musul idaresini ele geçiren imadeddin zengi selçuklu devletinden olan sistemlere dayanarak atabeyliğin idari ve askeri yönlerini düzeltmeye yöneldi. Ayrıca musul'da bulunan atabey cabir kalesini kuşatırken h.541 yılında tanrı rahmetine kavuşmuştur. Böylece bu beylik hükmü m.1127-m.1223 yılına kadar devam etmiştir. M.1223 yılında bedrettin lulu musul'daki el, zengi ailesinin son krallık hükmünü çözmüştür.

Musul, atabeylik devleti döneminde İslam dünyasının önemli devletlerinden biriydi. İlim, bilgi, sanayi, ziraat, ticaret ve reform yönleriyle gelişip dünyanın en ünlü devletlerinden biri olarak sayılmıştır. Ayrıca musul'da olan eski medeniyet izleri hala durmaktadır.

6.Erbil beylik atabeyliği:

bu atabeylik musul ordusunun lideri şehzade zeynettin ali küçük tarafından kurulmuştur. Bu zat atabeylik yardımcısı olarak siyaseti yönlendirmekte idi. Her devlet kendi sınırlarını dış tehditlere karşı savunmak zorunluluğu prensibini musul atabeyliği kurucusu da kullanmıştır. Musul atabeyliğini, doğu dağlar bölgesi ile fars diyarından ayıran erbil şehrinin böyle bIrakılmasını doğru bulmayıp m. 1117-1130 yılında sultan mahmut ile anlaşma kurarak erbil şehrini teslim almıştır. Musul atabeyi imadettin zengi de erbili şehzade zeynettin ali küçük'e teslim etmiştir. Ayrıca bu şehzadenin musul atabeyliğini kurmasında etkin bir rolü vardır ki bu ilgi imadettin zengi ile güçlenerek musul atabeylik kuruluşunun ikinci yılında yani h. 521 yada h. 522 yılında zengin erbil'i fethedip zeynettin ali küçük'e vermiştir. M.1146 yılında zeynettin ali küçük, atabeylik bakanı olan cemalattin el-asfahani ve selahattin el-yağısyani yardımı ile tahtı savunarak sultan mahmut'un oğlu alparslan güçlerine karşı koymuştur. Zeynettin ali küçük'ün isteği üzerine tahta oturan imadettin zengi'nin büyük oğlu seyfettin gazi m. 1149 yılında bir hastalık nedeni ile hayata veda etmiştir. Seyfettin gazi'den sonra kardeşi kutbeddin mevdud tahta gelip zeyneddin ali'yi yardımcısı olarak tayin etmiştir. Zeynettin ali küçük de atabeylik devletinde ve memleket idaresinde büyük bir nüfuza sahipti. Erbil'i zeynettin'in yerine vekaleten m. 1164 yılına kadar abu mansur şerftekin el-zeyni ve m.1164-1175 yılına kadar mucahidettin kaymaz el-zeyni yönetmişlerdir. Daha sonra zeynettin ali küçük erbil'deki tüm mülklerini musul atabeyliği başında bulunan kutbettin mevdu'da vermiştir ve m. 1168 yılında erbil'de vefat etmiştir.

7.Kerkük'teki kapçak beyliği :

bu atabeyliğin kurucu ve hakimleri Türk oymaklarından olan ivakıya yada ivaeye Türkmenlerindendir. H.7 yüzyılda azarbeycan'nı ele geçirip içinde uzun zaman oturmuştur. Ama h. 623 yılında havarizim şah celalattin fikbırti azarbeycan'da olan idareyi yok etmeği başardı. Bu beyliğin, tam olarak tarihi ve kurucusunun adı belli değildir. Ama selçuk ordusu ile beyliğe giren kapçak bin arslan taş el-Türkmeni şehzade olarak kabul edilmiş dolayısıyla adına olan bu beyliğin kurucusu olarak tanınmıştır. İbni esir bu beylik hakkında yazılanlara göre şehrezür ve çevresinde bulunan kaleler için emri kapcak bin arslan taş el-Türkmeni'nin elinde olduğunu belirtmiştir. Kapçak beyliği şimdiki kerkük ve süleymaniye bölgelerine düşer. Kapçak şehzadeleri kışı kerkük'te, yazı şehrezur'de geçirirdi. Ayrıca imadettin şehrezur, bölgesini bir bütün olarak babası olan seyfettin gazi'ye tahsis etmiştir. Cabir kalesini kuşattığı sıralarda öldürülen imadettin'den sonra vekili zeynettin ali küçük krallığı teslim almıştır. Daha sonra musul atabeyliğinin emri üzerine şehrezur Türk şehzadelerine boyun eğdi. H.563 yılında musul vekilliğinden ayrılan zeynettin ali küçük şehrezur atabeyliğini yazan'a bIrakmıştır. Oğlu şehabettin mehmet bin yazan mücahidettin kaymaz ve seyfettin gazi arasında olan hilaf nedeni ile seyfettin'i ortadan kaldırdı. Ayrıca tarihi olaylar, şehzade izzettin hasan bin yakup bin arslan taş el-Türkmani el-ivayi atabeylik devletinden ayrılarak gücünü geri almış ve halife nasır lidinillah'ın kurucuğun da yaşamıştır. H.555 yılında kerkük'te olan izzeetin hasan el-kapçak halife nasır ordusundan kaçan sultan üçüncü tuğrul bin arslan bin tuğrul ile birleşerek yaklaşık 50,000 Türkmen askerle aşne ve urumiye'ye doğru yönlendiler ama yenilerek kerkük'teki şehzade izzettin hasan bin kapçak'a ait olan karhani kalesine dönmüşlerdir. Öte yandan sultan tuğrul oraları terk ederek yurduna geri döndü. Muzafferettin gökbörü'de kendini kapçak beyliğine yakın hissederek şehzade izzettin'i tutuklayıp beyliği ele geçirmiştir.

Üçüncü ünite
Irak'ta bağımsız Türkmen hükümetleri:

1.Celayir hükümeti:

m. 1258 yılında hülagü bağdat'ı işgal edip Irak'ı geniş ilhanlı memleketinin bir vilayeti olarak içinde almıştır. Tabi o dönemlerde bu terim horasan bölgesini, acem Irak (dağlık bölge), arap Irak, azerbaycan, hozistan, fars, diyarbakır, küçük asya ve diğer bölgeleri kapsardı. Sultanlık dönemi sonlarında merkezi hüküm kaldırılıp bölge idare sistemi kurulmuştur. Nüfuzları altındaki bölgelerde fiili güç sahibi olan şehzadelerin rolü görülmüştür. H. 736 yılında sultan ebu sait'in ölümünden sonra veraset yolu ile tahtı alacak oğlu olmadığı için devlet bölündü. Arap, Irak ve diyarbakır'ın bir bölümü şeyh hasan bin hüseyin bin akbak'a bin eylaka nuyan el-celayiri'nin nüfuzuna girdi. Büyük hasan niteliğini alan şeyh hasan, celayir devletinin kurucusudur. Ayrıca celayir devleti bir çok adlar almıştır. Büyük dedeleri ayılkanuyan'ın adına dayanan ayılkaniye ve febasi tarafından şeyh hasan'a dayanan şeyh hüseyin'e adı verilmiştir. Celayir oymakları, avnan ırmağı yakınında menğol yanı konut bilen büyük oymaklardan biridir. Başında komutan olan bir çok bölümden oluşurmuş. Onlar da turkıravut, kanfeyavut, avyat, nilkan, kurkin ve tude. Araştırmacılar bir çok değişik bilgiler vererek bu kabilenin aslını karıştırmışlardır. Bazen Türk uluslarından bazen de moğollu durliki neslinden olduğunu söylemişlerdir. Aslında moğol ve Türk boyları hakkında olan bilgiler tarihi kaynaklar olmadığından dolayı yetersiz sayılır. Ayrıca bu kabileler birbiri ile karışıp kaynaşmışlardır. Celayirlerin son zamanlarda moğollaşan Türk uluslarına mensup bir kabile olduğunu söyleyebiliriz. Bu kabileye ait cayulğan kısmı el- hatay oymakları ile yapılan savaşta çok sayıda can kaybı olmuştur. Bazı kişiler, Türk ve moğol kabilelerini idaresine alan cengizhan döneminde önemli görevler almayı başarmışlardır. Bunlardan kabile komutanı olan mukli kuyanek ve ordu liderliğini alan cayıt ki, torunları ile birlikte büyük han anlamında gelen kuyanek lakabını kullanmıştır. Cengizhan değişik kabilelerden oluşan ordusunu dağıtmaya başladığında bu parçalama işi celayirleri de etkilemiştir. Bir kısmı çin, moğolistan, Türkistan, mezopotamya ve kabacan'a gitmiştir. Diğer kısmı ise ilhanlılarla kalarak iran ve Irak'a gelmiştir. Celayir şehzadeleri askeri ve idari yönlerden yeteneklerini göstererek moğol ordusunda önemli yerleri işgal etmişlerdir. Örneğin on çocuk babası olan ayılkanuyan ordu komutanı idi. Dokuzuncu oğlu ergun sultan ebu sait döneminde horasan'a şehzade olmuştur. Sultan ebu sait bahadır hanın ölümünden sonra memleket için büyük hasan ile tatar şehzadeleri arasında çekişme başlamıştır. Savaş rüzgarları h. 736 yılına kadar esmeye devam etmiştir. Oğuzlar tarafından destek gören celayirli büyük hasan Irak'ta iktidara geçerek memleketin onarımına başlamıştır. H. 757 yılında büyük hasan vefat ettikten sonra oğlu sultan avis bir zaman sonra memleketini genişletmek amacı ile azerbaycan kralı olan hicuk aleyhinde bir operasyon düzenlemiştir. Kendi komutanlığında olan operasyon yardımcısı, rumlu murcan adlı biri idi. Murcan bu durumdan yararlanarak Irak'ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunu haber alan avis ateş püskürecek bir halde bağdat'ı kuşatıp içine girmeyi başarmıştır. Avis, murcan'ın tutuklanarak öldürülmesini istedi. Ancak bağdat'ın görgülü bilim adamları avis'e ricada bulunarak affetmesini istemişlerdir. H. 776 yılında avis vefat ettikten sonra oğulları (hüseyin, hasan, ismail, ali, ahmet) sultanlık için kendi aralarında çekişmişlerdir. Hüseyin kardeşlerini yenerek sultanlığa geçmiştir. Fakat aralarında çekişme hiç sönmemiştir. Çünkü kısa bir süre sonra ali hüseyin'in tebriz'de olduğundan yararlanarak bağdat içlerine gelmiştir. Bunu haber alan sultan hüseyin kardeşi ahmet liderliğinde büyük bir orduyu bağdat'a göndermiştir. Savaşı kardeşi ali aleyhinde kazanan ahmet daha sonra hüseyin tarafından bağdat'a vekil olarak tayin edilmiştir. Uzun bir zaman geçmeden ahmet kardeşi sultan hüseyin aleyhinde olarak Irak'ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Daha sonra güçlü bir operasyon düzenleyerek tebriz'e yürüyüp h.785 krallığı almış ve kardeşi hüseyin'i öldürmüştür. M. 1393 yılında sultan ahmet, bağdat'ı işgal eden timur korkusundan şam'a sığınmıştır. Timur de Irak'ın kalan şehirlerini işgal ettikten sonra mesut sebzadari'yi yardımcı olarak tayin etmiştir. Sonra m. 1393 yılında arap kabilelerinin yardımı ve mısırlı sultan desteği ile sultan ahmet dönerek mesut sebzedari'yi bağdat'tan kovmuştur. Ama timur'un fetih ve batıya doğru ilerleme haberleri onu hep sarsmıştır. Dolayısıyla m. 1399 yılında kara mehmet'in oğlu kara yusuf ile rum diyarına yönelmişlerdir. Timur 27 zilkadre m.1399 yılında bağdat'ı iki ay kuşattıktan sonra ikinci defa olmak üzere işgal etmesini başarmıştır. Şehri yok ettikten sonra terk etmiştir. O sıralarda rum tarafından dönen sultan ahmet, dağılan üyelerini toplayıp kabileleri zorlayarak şehrin onarılmasına başlamıştır. Ancak timur kuvvetlerinin durmayan saldırıları, şehzadelerin baş kaldırması ve kara yusuf ile aralarındaki anlaşmazsızlıklar gibi bir çok nedenlerden dolayı Irak'ta otoritesinin zayıflamasına neden olmuştur. M. 1402 yılında kara yusuf bağdat'ı işgal ettiği sıralarda sultan ahmet yine şam diyarına kaçmayı başarmıştır. M. 1403 yılında timur kuvvetleri tekrar bağdat'ı işgal etmiştir. Bu arada kara yusuf da şam'a kaçmıştır. M. 1398-m. 1405 yılları arasında mısırlı sultan nasır fereç bin bekük kara yusuf ile sultan ahmet'in tutuklanma emrini vermiştir. Ancak m. 1404 yılında timur'un vefatı ile birlikte serbest bIrakılmışlardır. Serbest olan kara yusuf tebriz'e gitmiş. Sultan ahmet de bağdat'a yönelerek 5 muharrem m. 1405 yılında fethe başlamıştır.
Celayir devletin yıkılışı: h.813 yılında kara yusuf ile sultan ahmet arasındaki anlaşmazsızlıktan dolayı savaş rüzgarları esmeye başlamıştır. Tebriz yakınlarında meydana gelen bir savaşta kara yusuf tarafından esir alınan sultan ahmet'in serbest bIrakılmasına karşı anlaşmaya varılmış ve memleketinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Ancak kara yusuf sözünü yerine getirmeyip sultan ahmet'i öldürerek celayir devletine son vermiştir. Ama bazı kaynaklar sultan ahmet'in kaçarken öldüğünü söylemektedir. Sultan ahmet'in ölümü ile 76 yıllık celayir devleti yıkılıp yerine Türkmen devleti olan karakoyunlu devleti kurulmuştur.

2.Karakoyunlu devleti :

karakoyunlular, eskiden Türkistan batısında yaşayan Türkmen bir topluluktur. M. 1284 yılında başkanları argon döneminde azarbeycan'a göç etmişlerdir. Sonradan bu topluluk akkoyunlular'dan ayrılarak erzincan ve sivas bucaklarına yönlenmişlerdir.

Akkoyunlu topluluğu da musul ve diyarbakır yörelerine doğru yönlenmiştir. Bu sıralarda kabile başkanı, m. 1373 yılında celayiri sultan avis'e mensup olan biram havacı idi. Biram yapılan savaşlarda destek verdiği sultanının ölümünden sonra yani h. 776 yılında ortalıktaki durumdan faydalanarak h.778 yılında musul'u dört ay kuşattıktan sonra sıncar, telafer ve azerbaycan'ın bazı yerlerini egemenliği altına almıştır. Biram havaca h.780 yılında vefat edince başkanlığı kardeşi murat havaca almıştır. Anacak murat havaca, kısa bir zaman hüküm sürmüştür. Çünkü beylik hükmü durmuş oğlu kara mehmet'e geçmiştir. Kara mehmet, beylik sınırlarını genişletmek amacı ile mardin hakimi ile savaşa girmiştir. Daha sonra öldürülen kara mehmet'ten sonra beyliği oğlu kara yusuf almıştır. Beylik, kara yusuf döneminde çok güçlüydü. Ayrıca bu şehzade, beyliği timur'un oğlu mirnaşah'tan kurtarmak için arkadaşlarını toplayıp büyük bir ordu kurarak mirnaşahla tebriz yakınında buluşmuştur. Kanlı bir savaş sonucu m. 1406 yılında kara yusuf, topluluklarını bozguna uğratıp mirnaşah'ı öldürmüştür. Timur Irak'ı terk ettikten sonra kara yusuf nüfuzu aratmaktaydı. Daha sonra celayiri sultan'ı ahmet'i öldürüp azerbaycan ve Irak'ta yerleşmiştir. Kara yusuf'un oğlu mehmet, celayiri sultan'ı ahmet'in h.814 yılında gösterdiği siyasete dayanarak Irak hattına yerleşmiştir. Babası kara yusuf ölünce mülkünü egemenliği altına aldı. Ama kardeşi isban buna razı olmayarak ayaklandı ve devrimi kazanarak bağdat'a girdi. Şah mehmet de musul'a kaçıp orada öldürmüştür. İsban'ın hükmü, ölüm yılı olan h. 838 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra kardeşi cihan şah, sultanlığı aldı. H. 870 yılında cihan ile akkoyunlu devletinin kurucusu olan uzun hasan arasında savaş başladı. Büyük bir güce sahip olan uzun hasan önemli yerler ele geçirdi. Şah cihan vefat ettikten sonra oğlu hasan ali, idareyi aldı. Döneminde mülkü azalmış ve elinde sadece arap ile acem Irak'ı kalmıştır. Buna rağmen ali hasan'ın hükmü fazla sürmedi. Çünkü uzun hasan h. 874 yılında güçlü bir saldırı hazırlayıp. Kuvvetini yıkarak Irak'ı elinden almıştır. Böylece 60 yıllık kara koyunlu devleti yıkılmıştır. Kara koyunlu devleti yok olunca boyları da yok olmuştur. Kalanların ise çoğu Türkmen boyları ile karışıp kaynaştı. Diğerleri de toplanıp güç merkezleri oluşturdu.(yukarı karakoyunlu, aşağı karakoyunlu, orta harap, telre ate, kayımcı ömer yazısı) bu köyler hepsi bir bucağa bağlıdır.

3.Akkoyunlu (bayındır devleti):

bu kabile de diğer kabileler gibi üstün olma, söz sahibi olma yolunda hareket etmiştir. Akkoyunlular, tatar ve moğol döneminde diyarbakır ve ona yakın bölgelere meyletmişlerdir. Tarihçiler, akkoyunluları oğuz oğlu bayındır kazanın torunları olarak tespit etmişlerdir. 22 kabileli oğuz oymağının bir dallı olan akkoyunlular at ve koyun işaretine özenirlerdi. Akkoyunlu lakabı ise taptıkları beyaz koyuna dayanırdı. Diyarbakır ve yörelerine yerleşen bu kabile, beylik ve bağımsızlığa kavuşmak istiyordu. İçlerinde idareyi alıp birçok düzenli yönetimler kuran ünlü insanlar bulunmuştur. Ayrıca şehzade timur elinde eğitim gören ve yolunu izleyip beylikler kuran kişilerde vardır. Önderleri kara yusuf, yüce bir makama sahip olmayı başarıp beylik direklerini diyarbakır'da güçlendirmiştir. Torunu uzun hasan döneminde de beylik gücü artıp akkoyunlu beyliği ile rekabette girmiştir. M. 1470 yılında sultan uzun hasan'ın oğlu maksut bey tarafından bağdat fethedilerek daha sonra bayındır hükmü başlamıştır. Yeni dönemde valiliği uzun hasan'ın oğlu maksut almıştır. M. 1477 yılında uzun hasan'ın ölümü ile bölgede gerginlik yaşanıp bir çok isyan ve baş kaldırma hareketleri meydana gelmiştir. Özellikle hükmü bir yıl sürmeyen halife halil döneminde olaylar daha da artmıştır. Fakat uzun hasan'ın torunu olan şehzade ahmet durumu kontrol altına alıp kendini sultan olarak ilan etti. Ama hükmü bir yıldan fazla sürdü. Daha sonra Irak sultan murat tarafından yönetilmiştir. Ayrıca bu boy uzun hasan döneminde kendine uygun bir yer tutmayı başarmıştır. Ama ne yazık ki hüküm süresi kısa olduğundan dolayı halkı fazla rahat ve huzur içinde yaşamamıştır.

4.Irak'ta Safevi devleti:

h. 914 yılında şah ismail bağdat'ı işgal etmiştir. Hüküm ve idare yönlerinden deneyimli olmayan safevilerin kurucusu sultan cined oğlu şah ismail h. 890 yılında dünyaya gelmiştir. Babası cined vefat ettikten sonra makamını alan şeyh haydar'ı destekleyenlerin diğer insanlardan farklı olmalarını sağlamak için 12 imamı temsil eden 12 renkli kızıl taçları takmalarına karar vermiştir. Bu da insanlar tarafından kızıl baş adıyla anılmalarına neden olmuştur. M. 1514 yılında osmanlı ve safeviler arasında yapılan savaş safevi şahın galip gelmesi ile sona ermiştir. Safevilerin kökeni m. 1338 yılında vefat eden şeyh sofi'ye mensup olan dini bir Türkmen ailesine dayanır. Bu şeyh erdebil azerbaycan yörelerinde dini yönü ile ün kazanmıştır. Zamanla insanlar arasında bu ailenin nüfuzu artarak karakoyunlu hükümetinin ilgisini çekmiştir. Şeyh büyüklerine baskı yapıp ak koyunlu komutanı uzun hasan'a sığınmalarına neden olmuştur. Karakoyunlu devletin yıkılışından sonra sofi ailenin durumu iyi olmaya başlamıştır.

5.Moğol döneminde Türkmenler:

gerçek moğollar, mangolya adı ile bilinen tepede büyümüşlerdir. Sınırları ise kuzeyde cobi çölü, güneyde sibirya, batıda menşurye ve doğuda nay ve hincan dağları arasında olan Türkistan'dır. Ayrıca çin'deki tuhum bucağının tambat bölgesini konut bilen moğolların bir Türk sınıfı olduğu söyleniyor. Moğol ismi ise müslümanlar tarafından çin ile menşurye arasında ve sibirya güneyinde yaşayan bedevi uluslara verilmiştir. Şimdi mangolya cumhuriyeti olarak bilinir ve batıdan tay dağları ile doğudan hincan dağları arasında olan doğu Türkistan'a kadar uzanır. Ayrıca moğol ismi h. 4'ncu yıldan beri bilinmektedir. Moğolların arasında dünyaya gelip ünlü olan komutanlardan cengiz han vardı. Hülagü'nün kendi döneminde ismail topluluğunu yok ettikten sonra bağdat'taki hilafeti ortada kaldırmak ikinci amacı idi. Çünkü mutassam yönetimindeki abbasi hilafeti hülagü seferinden önce zayıflamıştı. Moğol ordusunun gelişini önceden bilen mutassam, durumu önleyerek adım atamadı. Ayrıca mutassam döneminde bağdat'ı işgal etmek isteyen moğol ordusu ile halife ordusu arasında birkaç defa çatışma çıktı. Ama işgal'i h. 656 yılına kadar başaramadılar.

Moğol işgalin ilk aşamaları'nda m.1219 yılında cengizhan İslam dünyasını geçerek huvarizim devletini işgal etti. Bu da mezopotamya ve afganistan ile iran bölgelerinin çoğunu kapsamakta idi. Ayrıca m. 1258 yılında torunu hülagü, abbasiler başkenti olan bağdat'ı işgal etmişti. M. 1221 yılından bu yana çin'den rusya'ya uzanan moğol imparatorluğu Irak ve çevresinde olan bölgeleri özellikle abbasilerin kalesi olan huvarizim devletini tehdit ediyordu. Ayrıca m. 1258 yılında yani bağdat işgali sıralarında abbasi halifesi askeri ve siyasi yönlerden moğollara karşı pek iyi sayılmazdı. Çünkü çin, Türkistan, hindistan'ın bir bölümü, iran, küçük asya ve rusya'ya kadar uzanan bu büyük imparatorluk sahibi moğolların mal, silah ve güçlü bir orduları vardır. Hilafet devletinin sınırları ise m.1242-1257 abbasi halife mutasaam döneminde tikrit'ten fav'a, hozıstan'ı kapsayan halvan'dan ana'ya kadar uzanırdı. Ayrıca moğol işgali döneminde en güçlü İslam devleti, selçuklu devletin kalıntıları üzerinde büyüyen huvarızım devleti idi ki sonunda şekilde de olsa mezopotamya ve iran'ın birleştirmesini başarmışlardır. Şehzadesi alaattin mehmet olan bu devlet büyük mal, askeri araç ve gereçlere sahip idi. M. 1199-1219 yılında mezopotamya ve horasan krallarını yok edip bağdat'a saldırmak istemişler, m. 1216 yılında kuvvetlerini toplayıp Irak'a doğru yönlenmişlerdir. Ama karlı bir fırtınanın kopması nedeni ile güçlü ordusuna rağmen geri dönmek zorunda kalmışlardır. M. 1219 yılında devletini işgal eden moğollardan kaçarak hazar denizi adalarından birine sığınıp hayatına orada veda etmiştir. M. 1221 yılında moğolların azerbaycan'daki mirağa üslerinden erbil'e doğru ilerleme haberleri bağdat'a ulaşmıştı. Bağdat halkını rahatsız eden bu haber halife nasır lidinllah'ı da yıprattı. Musul ve erbil sahiplerine yazı yazan halife nasır lidinllah dukuk'ta toplantı yaptı. Erbil sahibi de musul sahibi olan bedreddin lülü'den yardım istemişti. Ama askerleri az olduğundan dolayı bir şey yapamadılar. On yıldan sonra m. 1231 yılında moğollar huvarızım devletini işgal edip m. 1231 yılında sultan celalettin menku berti'yi öldürmüşlerdir. Böylece moğollar önünde Irak ve asya batısının yolları açılmıştı. M. 1236 yılında moğol kuvvetleri erbil'i işgal etti. Moğol ordusunun ilk hareketi hülagü'nün verdiği emir üzerine cırmağan ve baycu liderliğinde erbil ve musul yolu ile rum diyar'ından bağdat'a yönelmek ve bölgeyi batı yönünden kuşattıktan sonra doğudan gelen hülagü ordusunu beklemekti. Hülagü'nün en iyi liderlerinden biri olan kitubuk, yanına moğol kağanları (suncak ve nuyan)'ı alarak loristan ve hozistan yolu ile sol taraftan abbasiler devletin başkentine doğru yöneldi. Ayrıca h. 655 yılında hülagü yanına argon kağanı, nasreddin litüsi ve bakan seyfeddin bitekçiyi alarak kırmanşah ve hilvan yolu ile hemden'den dicle'ye indi. Orada hülagü Irak'la kardeş olan dağlı bölge halkın güvenini kazanmaya çalıştı ve para vererek süleyman şah'ın birçok askerini yanına almayı başardı. Ayrıca musul sahibi bedreddin lülü ve fars hamen bölgesinde kağan olan ebu bekir, hülagü'ye mal ve adam verme gibi yardımlarda bulunmuşlardır. M. 1259 yılında mucahideddin eybek liderliğindeki abbasi kuvveti bağdat ile samarra arasında olan düceyil alanında moğollularla çalıştı. Bir savaşa dönen çatışma moğolların galip gelmesi ile sonuçlandı ve 200,000 savaşçıdan oluşan hülagü ordusu hanekin'den bağdat'a ilerledi. Muharrem ayının ortasında, doğu tarafından gelip bütün yerleri kuvvetleri ile kuşattı. Muharrem ayının sonunda savaş başladı. Moğollar bazı yerlerden girmeyi başardı. Ayrıca iyi bir çözüm bulmak isteyen halifenin bütün çabaları boşa gitmiştir. Halife ve ailesi m. 1258 yılında bağdat'a giren hülagü ordusunu karşılamak zorunda kaldı. Bu olay hakkında tarihçiler tarafından yazılan bilgiler belki de vasıf edildiği derecede kötü sayılmaz. Yani abartılmış olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü şehirde halife sarayı, okullar ve pazarın bazı dükkanları ufak zarar görmesine rağmen ayakta kalmıştı. Eğer olay hakkında doğru bilgi ve gerçeğe yakın bir resim çizmek istersek dikkatli bir şekilde moğollar gelmeden önce şehrin durumuna bakmamız lazımdır. M. 1184 yılında Irak'tan geçen ebu cabir bağdat'ın varolduğuna işaret etmiştir. Irak'ın diğer şehirlerinin ise fethinde tehlikeli tahribata uğramadığını belirlemiştir. Ayrıca asıl yurtları moğolistan bölgelerinde olanlar ve Türkiye'de yaşayan Türkler asıl Türkler sayılır.

6.Osmanlı yönetim döneminde Türkmenlerin Irak'a girmeleri:

önceden osmanlılar kabi adı ile bilinen Türk gaz oymaklarına mensuptu. M.13ncu yüzyılda orta asya'dan anadolu'ya yönlenmiş ve 1258 yılında dünyaya gelen osman gazi, güçlü bir beylik kurmayı başarmıştı. Safevi ailenin kurucusu olan şah ismail m. 1508 yılında Irak'ı akkoyunlu istilası altından çıkarıp işgal ettikten sonra hükümdar olarak ibrahim hanı'yi tayin etmiştir. Kendisi de fetih hareketleri ile uğraşarak memleketin sınırlarını doğudan hirat'a ve batıdan diyarbakır'a güneyden bağdat'a kadar uzatmıştır. M. 19ncu yüzyıl, safevi ile osmanlılar arasında meydana gelen şiddetli bir çekişmeye şahit olmuştur. 1514 yılında çaldıran savaşı yapıldı. Osmanlılar Irak'ın kuzeyini alıp diyarbakır, mardin ve musul'da hakimler tayin etmiştir. Ayrıca osmanlı kuvvetleri komutanı olan bikli mehmet paşa ve erdemli bilgin idris bedlisi ile işbirliği yaparak safavi devletine ait (musul, ana, hadise, sıncar, telafer, ebu ömer, amadiye, erbil ve kerkük) şehirlerinde yönetimini almasını başarmıştır. Türkmenler güneyden mendeli ve kuzeyden kerkük arasında olan köy ve şehirlerde yaşarlar. Diğer bir gurup da musul şehrinin kuzey ve batı kısımlarında özellikle telafer'de yaşarlar ve bunlar Türkçe olan özel bir şive ile konuşurlar. Daha sonra osmanlıların en büyük sultanı olan süleyman padişah oldu ve döneminde Irak, birinci cihan savaşının başlangıcına kadar osmanlı devletin bir parçası olarak kaldı. Ayrıca döneminde devletin sınırları almanya, avrupa ve kızıl denizine kadar uzanmıştı. M. 1595- 1603 yılında üçüncü mehmet döneminde osmanlı devleti bir yandan avusturya ile olan savaşla ve öte yandan asya'da olan ayaklanmaları bastırmaya çalışırdı. Osmanlı döneminde olan olaylar dizisi 1633 yılında farsların ikinci defa olarak Irak'a girmelerine fırsat hazırlamıştı. Osmanlı devleti gelişmeye başladığı dönemlerde safevi devleti özellikle şah abbas'ın ölümünden sonra m. 1629 yılında durumu kötüleşmeye gidiyordu. Bu oluşumdan faydalanan dördüncü murat üçüncü sefer olarak bağdat'ı nüfuzu altına almayı başarmıştır. Osmanlı seferi ile çok sayıda oğuz Irak'a girdi. Bu açıdan seferlerin en önemlisi kanuni sultan süleyman ve 1638 yılında dördüncü murat seferi oluyor. Bağdat'ı safevilerin elinden alıp içine kendisi ile gelen Türkleri yerleştirmiştir. Ayrıca yeni gelen Türkler ve eskiden burada olan Türklerle aynı yerde yerleşip kaynaşmaları doğal bir şeydir. İnsanların çoğu Irak'ta olan Türkmenleri osmanlı seferleri ile gelen Türklerden olduklarını sanır. Ama tarihi gerçekler Türkmenlerin Irak'ta varlığını h. 54 yılında olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca osmanlı seferleri ve bağdat'a girişi h. 941 yılında başlamıştır. Bu bilgilerde Irak'ta Türkmen varlığı hakkında tüm endişeleri reddetmektedir. Çünkü Irak'ta Türkmen varlığı hakkında araştırma yapan insanlar tarihi gerçeklere dönmeden onların varlığını osmanlı döneminden olan seferlere bağlamışlardır.

Dördüncü ünite
1.Türkmenler Irak'ın yeni ve çağdaş tarihinde:

Irak toprakları uzun tarihi boyunca değişik nedenlerden dolayı birçok savaş, çatışma ve olaylara sahne olmuştur. Kuzey doğuda olan dağlık bölge ve güney doğudaki büyük çöl görünümü Irak'ın önemini özellikle savaşlar döneminde artırırdı. Çünkü bu bölge, değişik ulus ve dinlere mensup olan insanların geçiş koridoruydu. Genellikle Irak nüfusu dağları konut bilen kürt ve ovalarda oturan araplardan oluşur. Bu iki topluluk arasında da kendi dil, adet ve geleneklerini koruyan Türkmenler yaşarlar. Dolayısıyla Türk yada Türkmen lafı kürt ve arap bölgeleri arasında yaşayan insanlara denir. Zamanla bölgeleri gelişip şimdiki telafer, guver, mahmur, altınköprü, kerkük, dakuk, tuzhurmatu, kifri, hanekin, ve mendeli şehirlerine dönüşmüştür. Irak'ta 1925 yılında çıkan ilk anayasa kürtçe, arapça ve Türkçe basılmıştır. Ancak 1933 yılında yapılan düzeltmelerden sonra 17nci maddesinde şöyle diyor: "ülkede arapça dil olacaktır" ama 1931 yılında bu madde ile ilgili 74 sayılı mahalli diller kanunu Türkmenleri istisna etmiştir ki içinde: "yargı işleri, kerkük ve erbil gibi Türkmen bölgelerinde Türkçe olması lazımdır" 1950 yılında hükümet okullarda Türkçe dilin kullanılmasını azaltmaya başlamıştır. Daha sonra 24 ocak 1970 tarihinde resmi bir kanunla ilk okulda Türkçe eğitim yapma kararı aldıktan bir yıl sonra hükümet aynı kararı hiç bilip okulları kapatarak Türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır.

1970-1980 yılları arasında Türkmenler çeşitli terör işlerine maruz kalmışlardır. Bazı liderler tutuklanıp yargılanmış yada suni yargılarla hapiste yatmışlardır. Irak hükümeti kullandığı insanlık dışı siyasete rağmen Türkmen halkını bir türlü mücadele yolundan uzak tutmayı başarmamıştır. Onlar dedelerinin yurdunda hep gelenek ve milli varlıklarını canlandırmaya çalışmışlardır.

2.Irak'ta Türkmenlerin yerleşim yerleri:

Türkler, kürt bölgeleri ile arap bölgelerini birbirinden ayıran bölgede yani kuzey batı ve güneye doğru uzanan çizgi arasında yaşamaktadırlar. Bu bölgede şu köyleri kapsamaktadır: "telafer, dicle ırmağı sol tarafına düşen ve erbil ile musul şehirlerinin güney doğusuna düşen köyler, altın köprü, kerkük, tazehurmatu, tuzhurmatu, kifri, hanekin, kara tepe, kılar bat ve mendeli "erbil siyasi yargıcısı dıpliyolar bu konu hakkında şöyle yazmıştır: ingiliz işgali döneminde Türkçe konuşan yani Türk olan iki bölge vardı. Birisi erbil ve diğeri küçük zap ırmağındaki bir ada ortasına düşen altın köprü. Ayrıca hüseyin fazıl kerküklü, erbil, ve Türkmenlerin yaşadığı diğer bölgeler hakkında çıkarttığı "musul problemi" adlı kitabında şöyle demiştir: bu şehirlerde yaşayan insanların aslının Türkiye'den olduğu kanıtlanmıştır. Üstelik Türkçe konuşmaları yanında görgülü ve şahsiyetli Türk imişler. Ayrıca hükümet gözetimi altında çıkan ilk gazete Türkçe basılmıştır. Ayrıca erbilde ki beş muhtarın aslının Türk olduğu belirlenmiştir. "el- tecdid el- hazari likalet erbil" (erbil kalesinin çağdaş yenilenmesi) adlı kitabın yazarı haydari da şöyle demiştir. "erbil kalesi osmanlıların son döneminde görgülü şahsiyetlerin konut yeri idi". Öte yandan bir Türk erbil şehri hakkında şöyle demiştir: erbil şehrinin merkezinde olan kale, üç mahalleden oluşmaktadır. Doğuda saray, güney batıda tophane ve kuzeyde tekke mahallesi. Bazı tarihçiler bu Türkmenlerin abbasi halifeler döneminde Irak'a giren selçuk Türkmenlerinden olduğunu iddia ediyor ki bir zamanlar devlet gücünü ellerine alıp bağdat, musul gibi vilayetlerde hüküm sürerek halkı ile karışmışlardır. Bir kısım tarihçilerde bu Türklerin bağdat'ı kurtarmak için farslar aleyhinde dördüncü murat tarafından hazırlanan ordu erlerinden olduğunu öne sürmektedir. Çünkü ordunun işi tamamlandıktan sonra bir bölümü dönerek diğerleri bağdat'ta kalıp güney ve kuzey eyaletlerinde bulunan Türkler'in yaşadıkları çizgi üzerinde yaşamışlardır. Zamanla bu Türkler yaşadıkları çizgi üzerinde bir garnizon oluşturarak bölgede bulunan devşirme topluluklarına mensup olmuşlardır. Ayrıca anadolu ile Irak'ı birbirine bağlayan bu çizgi üzerindeki köy ve şehirlerde yaşayan Türkler, değişik sultan ve hakimlerin yardımı ile toprak sahibi olup tarım, sanayi (endüstri) ve memurluk gibi mesleklerle uğraşmışlardır. Tarihçilerin bazıları ise Türkmenler neslini ikiye ayırmıştır:birincisi, dokuzuncu çağda abbasi halifelerini savunmak için Irak'a giren ücretli askerler nesli. İkincisi, orta çağlarda Irak'a saldıran Türk ve moğollar nesli. Bu Türklerin konut yeri güneydeki kürt bölgeleri ile mendeli arasına düşen köy ve şehirlerdir. Yani kuzeyde kerkük ve musul şehrinin kuzey ve batısındaki bölgelerdir. Özellikle telafer'lilerin kullandıkları dil ise çoğunlukla Türkçe'dir. Ama büyük bir kısmı arap ve kürt bölgelerine yakın olduğu için Türkçe yada arapça konuşmaktadır. Bölgede Türkmenler, Irak batısındaki sıncar'dan başlayıp telafer merkezi neyneve ve erbil kuzeyinde olan bölgelerde yayılmışlardır. Bu da Türkmenlerin sadece bu yerde yaşadıkları anlamına gelemez. Çünkü değişik nedenlerden dolayı ayrı ayrı yerleri konut bilmişlerdir. Örneğin güneydeki mendeli ve kuzeydeki kerkük arasındaki bölgeler yani kürt bölgesinin batısındaki köy ve şehirler. Ayrıca kullandıkları dil özel bir Türk şivesidir. Üstelik çoğu da arapça'yı iyice bilmektedirler.

3.Nüfusları:

Irak hükümeti açıktan devamlı Türkmen nüfusunu azaltmaya çalışmıştır. Dolaysıyla şimdiye kadar Türkmen nüfusunu belirten tarafsız bir sayım yapılmamıştır. 1957 yılında yapılıp sonuçları 1959'da açıklanan sayım da Iraktaki Türkmenlerin sayısını yaklaşık 567.000 kişiydi. Yani Irak'ın toplam sayısında yaklaşık %10 du. Ama Irak hükümeti her türlü yolu deneyerek bu gerçeği saklamaya çalışmıştır. Fakat 1957 sayımına göre kuzey Irak'ta sayıları %73 oranında bulunan Türkmenler şu anda Irak halkların genelinde üçüncü sırada gelmektedir. Irak'ın toplam sayısında ise yaklaşık %29,6 oranını oluşturmaktadır. 1957-1977 yılları arasında nüfus artısı %1 oranından daha az olduğu görülmektedir. Genellikle Irak'ta Türkmen oranın 1957-1977 yılları arasında %2,1 oranından %1,2 oranına düştüğü anlaşılmaktadır. Yukarıdaki bilgilere göre Türkmen oranı devamlı azalmaktadır. Nedeni ise:

a.Türkmenler kuzey Irak'ta özellikle telafer'den musul'daki sıncar, erbil, kerkük, hanekin ve diyale'den mendeli'ye kadar uzanan bölgelerde zorunlu göçe maruz kalmışlardır.

B.Irak hükümeti kürt halkına kullandığı asimilasyon politikasını Türkmenlere de kullanmıştır.

Irak'ta nüfus artış oranı %3,2 olduğu halde Türkmenlerin toplam sayısı 1994 yılında kerkük, erbil, musul, salahattin ile diyala'ya bağlı köy, kasaba ve bağdat'ta yaşayanlar dahil en kötü tahmine göre yaklaşık 3,000,000 kişidir.

Sonuç

Irak'taki Türkmenler eski zamandan beri vatanlarından şimdiki yurtlarına ya akarak, ya sığınarak, yada saldırarak gelmişlerdir. Ayrıca belirttiğimiz gibi Türkmenler değişik zamanlarda Irak'a yerleşip halkla kaynaşmışlardır. Ama çoğu zaman onlar osmanlı devletin kalıntısı olarak nitelendirilip kendi kültür ve medeniyetlerinden uzak tutulmuşlardır. Türkmen halkı kendi tarih ve kültürünü her zaman muhafaza etmeye çalışmıştır. Türkmen tarihi bir çok insanlar tarafından bilinmeyen ve gereken önemi görmeyen bir görünüm sergilemektedir. Ama hakikat böyle değildir. Tarih çağlarını birbirine bağlayan dönemlerden Türkmenlerin tarih ve kültürünü anlatan bir çok kitap ve kaynaklar bulunmaktadır. Her ne kadar bu kaynaklar baskı gücüne maruz kalsa da yine de Türkmen varlığının uzak ve yakın gerçeğini kimse örtbas edemez. Bunun için günümüzde tarihi, sosyal, siyasi ve her yönüyle incelememiz gereklidir. Ayrıca tüm çabaları birleştirip Türkmen varlığını. Canlandırmalıyız. Amacımız zaten gerçek tarihi anlatmaktır. Her ne zaman insan gerçeği bulursa saadeti de bulur. Son olarak bu inceleme, Türkmenlerin tarihi dönemlerini açıklayan mütevazi bir teşebbüstür. Umarım okuyanlara yararı olur.

Kaynaklar
1 Admons Kürt-Türk-arap
2 Arşet el-hürmüzi El-Türkmen fi el-Irak
3 El-mukaddesi El-mektebe el-coğrafiye
4 Partolt 1-tarih el-Türk fi asya el-vusta  airet el-maarıf el-İslamiye
5 Tamara talgut El-selacike
6 Halil ismail muhammet El-intişar el-coğrafi el-Irak
7 Ceza tofik talıp Şabul Irak ve kurdistan
8 Cafer hüseyin hasbak El-Irak fi el-aht ilhanil moğoli
9 Casim muhsin halil El-iktisat el-tabii ve el-coğrafya el-beşeriye fi el-Irak
10 Raşit el-cemili El-devle el-atabekiye fi el-musul
11 Ramazan şerif el-davudi Loristan el-kebir
12 Zubeyr bilal ismail Erbil fi el-edvar el-tarihiye
13 Ziyat kçpürlü El-vucut el-Türki fi el-Irak
14 Sait el-diveci El-musul fi aht el-atabeki
15 Şakır sabır el-zabıt A.hulasat el-tarih el-Türkmeni fi el-Irak. B.el-ilakat el-tarihiye beyne el-Türkiye ve el-Irak
16 Salı kaftan El-karat leysu Türkmen
17 Taha el-haşimi Coğrafiyet el-Irak
18 Abdulrazzak el- hüseyini Tarih Irak el-hadis
19 Abbas el-azzavi El- tarih el-Iraki beyne el ihtilaleyin
20 Abdulletif benderoğlu El-Türkman fi el- Irak el sevre
21 Ala nevres El-Irak fi el-ahıt el osmani
22 Abdulmecit hasan veli El-avza el- iktisadiye ve el-siyase lil Irak
23 Fuat abdulmoti el sayyat A. El- moğol fi el-tarih
b. El-muerrihil el-moğoli el-kebir
24 Kral brokılman Tarih el-akvam el-İslamiye
25 Stivin hemsili longrik Rihlet ibin batuta
26 Muhammet ferit Tarih el- devle el-osmaniye el-kubra
27 Mahmut fehmi devreş Delil cumhuriyet el-amali senet 1960
28 Muhammet el-cundi Diret el-maarıf el-Irakiye
29 Mune akravi İnceleme
30 Seçkin musannifler El-Irak fi el- tarih
31 Nuri abdulhamit el-ani El- Irak fi aht el- celairi

Dergiler:
1.Türkmen kardeşlik dergisi - 2nci sayı

2.Irak Türkmenlerin İslami birliği

3.Irak Milli Türkmen partisi enformasyon bülteni bürosu

    NÜFÜS YAPISI

Türkmenlerin nüfusu, çeşitli sebeplerden dolayı Irak yönetimi tarafından gizli tutulmaktadır. Başka bir deyişle Irak Türkmenlerinin nüfusu, devletin asimilasyon politikası doğrultusunda, diğer etnik gruplar gibi gerçek ve tarafsız bir sayımla ortaya konmamıştır. Bugüne kadar Irak'ta beş nüfus sayımı yapılmıştır.

Kerkük'ün nüfusu 1947 sayımında 286.005 (nüfusun %5.9'u), 1957 sayımında 388.939 (nüfusun %6'sı), 1965 sayımında 473.626 (nüfusun 5.8'I), 1977 (1975-1977 arası Kerkük'ün alanı 19.543 km'den 9.426 km'ye düşürülmüştür) sayımında 495.425 (nüfusunun % 4.15'I)dir. 17 Ekim 1987'de yapılan sayımda ise Iraklı yetkililerce, sadece genel nüfusun 16 milyon olduğu açıklanmıştır.

Bugüne kadar Irak'ta yayınlanan bütün istatistiki bilgiler Irak yetkililerinin tutumu gereğince gerçek dışı rakamlardan meydana gelmiş olup, Irak'ta yaşayan Türkler % 2'lik bir oranla gösterilmiştir. Dolayısıyla yabancı araştırmacılar yayınladıkları eserlerinden ve özellikle ansiklopedilerinde hep bu yanıltıcı kaynaklara dayanmışlardır. İşin en ilginç yanı Türkmen nüfusu üzerindeki hesapların ustaca yapılmamış olmasıdır. Çünkü gizlenen şey göz önünde bulunup, yaşayan canlı bir varlıktır. Bu nedenle Irak Planlama Bakanlığı'nın yayınlamış olduğu bilgiler ışığında yönetimin iddialarını basit bir matematiksel hesapla çürütmek mümkündür.

1981 yılı istatistik tahminlerine göre 1.227.25 nüfuslu Musul, 402.067 nüfuslu Selahattin, 567.957 nüfuslu Kerkük, 637.778 nüfuslu Diala ve 632.252 nüfuslu Erbil gibi Türkmenlerin bulunduğu vilayetlerin nüfus toplamı 3.467.269'dur. Aynı tahminlere göre Irak'ın toplam nüfusu 13.669.689'dur. Irak'ta yayınlana kaynaklarca Türk nüfusun %2'lik bir nispet ettiği iddia edildiğine göre, bölgede buluna 3.467.269 nüfusun sadece 273.393'ü Türktür ki, bu da bölgeye göre %7.88'lik bir oran demektir. Yani Irak'ın Türklerle meskun vilayetlerinde her 100 kişiden ancak 8'i Türktür anlamına gelir. Ancak bölge gezildiği zaman bu rakamın gerçeklerden ne kadar uzak olduğu hemen göze çarpmaktadır. Hatta bazı vilayetlerde bunun tersini iddia etmek daha doğru ve daha mantıklı olur. Ayrıca 1960'a kadar Kerkük nüfusunun %95'inin Türk olduğu bilinmektedir. Ancak daha sonra güdülen Araplaştırma politikası nedeniyle on binlerce Arap ailesi Kerkük'e yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra Kürtlerle meskun civar illerdeki köylerin yıktırılması, Kürtlerin de Kerkük'e göç etmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla 1980'li yıllarda Kerkük'teki ezici Türk yoğunluğu zedelenmiş ve %95'lik oran %75'e düşürülmüştür.

1947 yılından 1987 yılına kadar geçen 40 yıllık süre içinde sayımlarda Kerkük nüfusunun Irak'ın toplam nüfusuna olan oranların bir ortalamasını hesaplarsak (%5.19) olduğunu görürüz. Bu da 1987 yılı sayımlarındaki toplam nüfus ile karşılaştırılırsa Kerkük'ün nüfusunun 830.400 olması gerektiği ortaya çıkar. %75'lik orana göre de tahmini Türk nüfusu hesaplanacak olursa 622.800 rakamı elde edilir. Irak'ın 1981 yılı istatistiklerinde elde edilen (%4.15)'lik orana göre hesaplanırsa 664.000; %75'lik orana göre ise 498.000 rakamı elde edilir ki, böylece Irak'ın %2'lik iddiası, bırakın bütün bölgeyi, sadece Kerkük vilayeti örneği ile dahi çürütülmüş olur.

Bu iddiamızı ayrıca istatistiki bir hesapla da desteklemek mümkündür. 1957 Krallık Dönemi'nde yapılan sayımda Irak'ta 500.000 Türkmen yaşadığı belirtilmiş ve 1959'da yayınlanan sayım verileri, sayılarını 567.000 olduğunu göstermiştir. Irak'taki yıllık nüfus artış hızı yapılan hesaplamalara göre %3.296'dır. 1959 yılını baz alarak bu verilere göre 1994 yılında Irak'ta yaşayan Türkmen sayısı ise : n P1 = P0 ( 1+t) 35 P1 = 567.000 (1+0.03296) P1 = 1.764.029 Olarak bulunur, bu da Irak'ın iddialarını başka bir yöntemle çürütmektedir. Dolayısıyla, Irak'ta gelmiş-geçmiş iktidarlar ve halen iktidarda bulunan rejim her ne kadar Türk nüfusunu gizlemiş ve az göstermiş olsa bile, Kerkük, Erbil, Musul vilayetleri, Selahattin ile Diyala'nın ilçe ve köyleri ile Bağdat'ta yaşayan 300.000 civarındaki Türkmen nüfusunun en düşük bir rakamla iki milyonun üzerinde olduğunu ispatlamaktadır.

Yerleşim Durumu

Irak'ta bin yılı aşkın bir zamandan beri varlık gösteren Türkmenler, ülkenin kuzey orta bölgesinde yaşamaktadırlar. Türkmenler, günümüzde Musul, Erbil, Kerkük, Diyala ve Selahattin illerinin sınırları ile başkent Bağdat'ın birkaç mahallesinde de bir şerit boyunca yayılmış bulunmaktadırlar.

İngiliz ihtilali sırasında Erbil'in siyasi valisi olan W.R.Hay, bölge hakkında yazdığı bir kitapta şöyle demektedir: " Belli bir şerit üzerinde bazı şehirler vardır. Bu şehirlerde yerleşik vatandaşlar Türkçe konuşurlar. Bu şerit, çoğunluğu Kürt olan bölgeyle, çoğunluğu Arap olan bölgeyi birbirinden ayırır. Kerkük, Türklerin yoğun olduğu merkezdir. I. Dünya Savaşı'ndan önce nüfusu 30.000 idi. Şehrin etrafında da Türkçe konuşan bir çok köy vardır.

Yazar kitabın başka bir yerinde ise; "Ahalisi Türkçe konuşan ve önemli zikredilmesi gereken iki ayrı yerleşim yeri de Erbil ve Altunköprü'dür. Sonuncusu ise Küçük Zap nehri üzerinde bir adadır. Nehrin kıyıları arasında bağlantı iki köprü ile kurulmuştur" diye yazmaktadır.

Irak'ta Otonom bölgeye bağlı Kültür ve Gençlik Genel Müdürlüğü yayınlarından " Erbil Kalesi'nin Yenilenmesi" adlı kitabın yazarı Al-Haydari şöyle diyor: " (….) Son dönemde (Osmanlı Dönemi) Kale, Erbil eşrafını merkezi bir semti idi". Ayrıca Kale'yi anlatırken: "Erbil Kalesi halen şehrin ortasında olup, üç yerleşim mahallesinden oluşur. Bunlar doğuda Saray, güney batıda Tophane ve Kuzey batıda Tekke mahallesidir (...)" demekte ve Erbil'n Türklüğünü açıkça gözler önüne sermektedir.

Hüseyin Fadıl'ın, " Musul Meselesi" adlı kitabında ise yazar, Kerkük, Erbil vs. Türk yerleşim bölgeleriyle ilgili; "(….) Komisyon bu şehirlerde yerleşenlerin asıl menşelerinin Türk olduğunu belirmemiş. Burada en popüler kişiler Türklerdir. Ailelileriyle de Türkçe konuşurlar. Komisyon ayrıca Erbil'de 5 muhtarın Türk, 1 muhtarın yarı Türk yarı Kürt ve 1 muhtarın da Yahudi olduğunu tespit etmiştir. Bunun yanı sıra Kerkük'te hükümetin kontrolünde basılan tek gazetenin Türkçe olduğunu ve resmi yazışmalarında Arapça ve Türkçe yapıldığını tespit etmiştir. Komisyon İngiliz siyasi subayının da Türkçe konuştuğunu, Arapça veya Kürtçe bilmediğini de görmüştür. Altunköprü'nün fiilen Türk olduğunu, Tuzhurmatu'nun birkaç Yahudi aile dışında Türk veya Türkmen olduğunu, Karatepe'nin de %75 Türk veya Türkmen %22 Kürt ve %3 Arap olduğunu, onlara mücavir bazı köylerin Kürtlerle meskun olduğunu yine bu komisyon tespit etmiştir " demektedir.

Irak'ta 1957yılından günümüze kadar gelen iktidarlar tarafından Türklerin yerleşim bölgesinin idari taksimatı değiştirilerek bölgenin demografik yapısının bozulmasına çalışılmıştır. 1957'de Türkmenlerin yerleştiği vilayetler Musul, Erbil, ve Diyala idi. O tarihlerdeki idari taksimat ise ;


Musul Vilayeti :

Merkez ilçesi ve buna bağlı 3 nahiye ve 209 köy.
Al-Şora 397
Amadiye 299
Dohok 226
Sincar 174
Zaho 256
Akra 244
Şeyhan 150
Telafer 198
(Musul vilayetine 9 ilçe, 26 nahiye ve 2153 köy bağlı idi.)

Erbil Vilayeti :

Merkez ilçesi ve buna bağlı 1 nahiye ve 223 köy
Kifri 3 243
Revanduz 3 252
Zeybar 3 124
Köysancak 2 142
Şaklava 3 176
( Erbil vilayetine 6 ilçe, 15 nahiye ve 1151 köy bağlı idi. )

Kerkük Vilayeti :

Merkez ilçesi ve buna bağlı 5 nahiye ve 520 köy
Kifri 3 318
Çemçemal 3 202
Tuzhurmatu 3 234
(Kerkük vilayetine 4 ilçe, 14 nahiye ve 1274 köy bağlı idi )

Diyala Vilayeti :

Bakıba ilçesi ve buna bağlı 2 nahiye ve 134 köy
Halis 3 171
Hanekin 4 213
Mendeli 2 84
Karahan 2 116
(Diyala vilayetine 5 ilçe, 13 nahiye ve 718 köy bağlı idi. )
Ayrıca o zaman Salman Beğ nahiyesi Bağdat Merkez ilçesine bağlı olup, bu nahiyeye 33 köy bağlı idi.